Bizim bebek çok kolay bir bebek, şansımıza öyle çıktı, hem sağlıklı hem mutlu hem de güzel besleniyor, bir derdi olmayınca sesi çıkmaz, allah bozmasın, nazar değmesin, amin cümlemize.
Fakat bu kadar kolay bir bebekle bile yeni bir anne olarak ilk 5 ay boyunca uykusuzluğa dayanmak bana çok zor geldi. Daha doğrusu, ilk üç ay değil de bir sonraki iki ay yıktı beni. İlk üç ay bebek zaten yeni doğan kategorisinde, o yüzden beklentilerim de ona göreydi: bebek iki saatte bir, ya da daha sık, gece de olsa gündüz de olsa emer, anne de bunlardan geriye kalan zamanda uyur, yemek yer ve genel olarak günü hayatta bitirmeye çalışır. Gel gör ki, bütün kaynaklar 12inci haftayı bekleyin, bebeklere memo geliyor artık güzel (güzel derken geceleri 2 saatten, gündüzleri de 40 dakikadan fazla) uyuyoruz hem geceleri hem gündüzleri diye, o yüzden o onikinci haftayı gözümden uyku aka aka ama yine de moralim tam bekledim.
Bekledim de gelmediiiii. Uzatmadan söyleyeyim 12inci haftayı bulduk ve oğlumuz gündüzleri 20 dakikalık uykular geceleri de en uzunu 3 saati geçmeyen, bazen 30-40 dakikaya inen aralıklarla uyumaya başladı. İlla ki düzelir, geçer, gündüz güzel bir programa oturtursam gece güzel uyur diye diye, 3 uyku kıtabı, 145 bin ayrı forum, blog, soru-cevap okuyup her türlü ağlamasız yöntemi deneye yanıla 5.5 aya geldik. Saatte birden daha sık uyanmalarla hem ben hem kocam gündüz kolumuzu kaldıramaz hale gelince kendi başına uyumayı öğrenmek ağlamadan olmayacak diye inanıp ağlamalı bir uyku eğitimine başladık. Oğlan iki günde akşam kendi uyuyup, gece uyanınca da birkaç dakika içinde geri uyumayı öğrendi. Aynı anda gündüz uykularına da kendi dalmayı öğrendi, fakat gündüz uykuları yeterince uzun olmuyordu (dinlenmiş kalkabilmesi için yeterli uzunlukta değildi yani). Gece güzel dinlenmeye başlayınca ve gündüz güzel zamanlarda yatırınca gündüz uykuları da kendiliğinden uzadı. Benim tekrar bütün gece uyumayı öğrenmem biraz daha fazla zaman aldı ama ben de artık uykumu alan mutlu bir insanım, kocam da öyle. En güzeli de oğlan sabahları (ve çoğu gündüz uykusundan da) gülerek ve konuşarak uyanıyor, kuş misali :-)
Böyle kısa bir özetten sonra ayrıntılarıyla bu uyku olayına biz nasıl yaklaştık, neler planladık, neler oldu diye anlatayım bölüm bölüm.
10 Şubat 2014 Pazartesi
4 Şubat 2014 Salı
Geldiğimiz nokta
Peheeey, baya da uzun olmuş en son yazalı, neredeyse 3 sene! O arada boş durmadım, bir sürü yemek yaptım, koşular koştum, yeni yerler gezdim, bir tane çocuk doğurdum, emzirdim ve şu anda geldiğimiz en son nokta aşağıda gözüküyor: Kuzey 6 aylık!
Tabii, siz anlamışsınızdır ama yine de resimlerle göstereyim, bu noktaya önce hamilelik, sonra da yenidoğandan geçen bir yolla vardık, aşağıdaki iki resim arasında 4 gün var :-)
Tabii, siz anlamışsınızdır ama yine de resimlerle göstereyim, bu noktaya önce hamilelik, sonra da yenidoğandan geçen bir yolla vardık, aşağıdaki iki resim arasında 4 gün var :-)
.:.
bebek,
ben yaptım
8 Temmuz 2011 Cuma
Banka çek eğitimi
Biz eskiden beridir bizim okulun bankasını kullanıyoruz, taşınınca da bırakmadık, ayda bir iki defa gidip çeklerimizi yatırıyoruz, banka işlemlerimizi yapıyoruz (burada öyle Türkiye'deki gibi internetten gönder parayı olmuyor). Geçen haftasonu da gittiğimizde kapıyı kartla açtık, içeride çek doldururken hatunun biri kapıyı zorladı, giremedi, hatunun yanındaki adam da hani kart nerde diyor, arabadaymış, neyse aldılar kartı geldiler. Biz de kendi işimize bakıyoruz, ama bir yandan farkettik ki meğer hatun 12-13 yaşlarında birşey, babasıyla banka eğitimine gelmiş, kapıyı zorladığında açmadığımız çok iyi olmuş, eğitim yarım kalacakmış. "Evet arkasını da imzala o çekin zarfa koymadan", "you should endorse it", bunlar babanın söyledikleri, hatun da imzalıyor, denileni yapıyor. Endorse kelimesini anlamam da baya zamanımı aldı bu ülkeye geleli beri, hem imzalamak anlamında kullanılıyor, hem de birşeyin arkasında duruyorum, destekliyorum demek. Neyse sonra biz çeklerimizi doldurduk, imzamızla destekledik, makina tamam zarfı sokabilirsiniz artık dedi, fakat benim ilk defa başıma geldi o zarf oraya girmedi, dat dat ötüyor makina, Özgür uğraşıyor, açıyı değiştiriyor falan, neyse baya bir zaman sonra girdi, yandan da baba Özgür'e "These things are always so tricky" dedi. Bana sanki orada laf kıza gidiyor gibi geldi, bak yavrum bunun babası öğretmemiş bankamatiğe zarf sokmayı, nasıl da yapamıyor, şimdi iyi bak doğrusunu öğren diye ehehhehe. Tabii orada baba bak yavrum small talk nasıl yapılıyor demek istemiş de olabilir, fakat herneyse, açıkçası çok imrendim böyle getirmiş kızı çekin arkasını imzala diye öğretiyor, benim de annem babam çok öğretti böyle şeyler de artık yaşım geçti... çok zevkliymiş kızını bankaya götürüp çekin arkasını imzalatmayı öğretmek, ben de yapıcam! Aşağıda da baba çekin arkasının imzalanması gerektiğini söylüyor, kız da imzalıyor, ben de resimle destekledim.
Ortadan
En baştan başlasam olmayacak, kısa kısa söyleyeyim: cesaretlenip kendime marker aldım, çok sevdim, artık markerlerle boyuyorum çizdiklerimi. Bir gün zamanım olursa da copic markerlerime bir güzelleme yazarım burada. Aşağıda markerlerle boyadığım ikinci resim var: sitemizin mutsuz ve stresli köpeği (sahibi 7-8 yaşlarında sinirli bir hatun, küçük çocuğa neden köpek alınmaz anladım (üstteki kiraz da müsvette kağıdı diye başladığımdan kaldı, 4 rengim vardı o zaman))
.:.
ben yaptım,
bence
1 Mart 2011 Salı
27 Şubat 2011 Pazar
Damn you couch! ve sefertasında öğlen yemekleri
Eskiden de bu koltukta otururdum, ama artık buradan sadece internet tüketimi yapar oldum, hiçbirşey üretmiyorum. Onun yerine diş fırçalarken ya da koşarken ya da yemek yaparken şunu şöyle yazarım, bunu böyle anlatırım diye kafamda kuruyorum. Sonra da bilgisayar kucağımda bu koltuğa oturunca riidır-feysbuk-pikasa üçlüsünü yüzkırkbeşbin defa dolaşmaya başlıyorum.
Bakalım bu sefer yazabilecek miyim.
İşe başlayayınca değişen hayatımı tekrar bir düzene sokabildim. Artık işe ne öğlen yemeği götüreyim stresini yaşamıyorum, ne olursa olsun da öğlenleri şirketin kapısına gelen taco-truck olmasın diyerek evde ne bulursam götürüyorum. Hatta artık işte bıraktığım iki tabağım bir de çatal bıçak kaşığım var, üşenmezsem kutudan değil tabaktan yiyorum. Ay insanlar bunu yediğimi görse ne derler derdim de kalmadı, herkes kendini kurtarmaya çalışıyor çünkü öğlenleri, en kötüsü taco-truck'a kalmak. Pilav üstü sosis, pilav yanı enginar konservesi, pilav altı Tacir Jo donmuş yemekleri, bunlar sabah işe gitmeden 10 dakikada hazırlanabilecek öğlen yemekleri, ama tabii temel olarak pilav malzemesi bulunmalı. TJ'den pişmiş dondurulmuş pilavı denedik, gerçekten çok güzel pişirmişler, 2 dakikada da mikrodalgada hazır, ama çok paketlenmiş ve buzlukta saklanması gereken birşey. Yeni çözümümüz pilav yapma makinası. Şimdi bu pilavın da, sevilen her nişastalı şey gibi, beyazı makbul değil, kahverengisini yemek lazım (yani illa ki bir saman karışacak lezzetli şeylere). Kahverengi pirinç de zor pişen birşeydir, başında bekle, suyunu kontrol et, dedik ki şimdi hem sağlıklı hem de kolay besleneceğiz bu pilav makinası sayesinde. İlk deneme biraz başarısız oldu çünkü kahverengi pilavın pişmesini bekleyemedik (koyduktan bir buçuk saat sonra tırmanma randevumuz vardı, kapattık gittik, tam pişmesi için 2 saat (!) gerekiyormuş), ertesi gün düşünce yerden zıplayan pilav yedim, çoook sağlıklıydı, çiğnemesi bile spordu. Bir sonraki denemede dedik ki beyazını bir yapmayı becerelim de kahverengisini ileri seviyeli kullanıcı olunca yaparız. Beyaz pilav gayet iyi oldu, birkaç da tüyo aldım öğlen yemeği arkadaşlarımdan (beyaz pilav ayarında yapmak lazımmış ama daha çok su koyulacakmış (e niye o kadar çok düğmelisinden aldık onu da sormak lazım ama neyse pilavı yapsın yeter)), ümitliyiz!
Yukarıdaki resimde beni cuma sabahı işe gitmeden elimde beslenme çantamla görebilirsiniz. Dikkat ederseniz hiçbir rengim eksik değil, küpelerim de kırmızı. Ocağın yanındaki beyaz şey de pilav makinası, of çok da yer kaplıyormuş tezgahta.
Yazıyı da masada bitirdim, koltuğu yenmiş değilim.
Bakalım bu sefer yazabilecek miyim.
İşe başlayayınca değişen hayatımı tekrar bir düzene sokabildim. Artık işe ne öğlen yemeği götüreyim stresini yaşamıyorum, ne olursa olsun da öğlenleri şirketin kapısına gelen taco-truck olmasın diyerek evde ne bulursam götürüyorum. Hatta artık işte bıraktığım iki tabağım bir de çatal bıçak kaşığım var, üşenmezsem kutudan değil tabaktan yiyorum. Ay insanlar bunu yediğimi görse ne derler derdim de kalmadı, herkes kendini kurtarmaya çalışıyor çünkü öğlenleri, en kötüsü taco-truck'a kalmak. Pilav üstü sosis, pilav yanı enginar konservesi, pilav altı Tacir Jo donmuş yemekleri, bunlar sabah işe gitmeden 10 dakikada hazırlanabilecek öğlen yemekleri, ama tabii temel olarak pilav malzemesi bulunmalı. TJ'den pişmiş dondurulmuş pilavı denedik, gerçekten çok güzel pişirmişler, 2 dakikada da mikrodalgada hazır, ama çok paketlenmiş ve buzlukta saklanması gereken birşey. Yeni çözümümüz pilav yapma makinası. Şimdi bu pilavın da, sevilen her nişastalı şey gibi, beyazı makbul değil, kahverengisini yemek lazım (yani illa ki bir saman karışacak lezzetli şeylere). Kahverengi pirinç de zor pişen birşeydir, başında bekle, suyunu kontrol et, dedik ki şimdi hem sağlıklı hem de kolay besleneceğiz bu pilav makinası sayesinde. İlk deneme biraz başarısız oldu çünkü kahverengi pilavın pişmesini bekleyemedik (koyduktan bir buçuk saat sonra tırmanma randevumuz vardı, kapattık gittik, tam pişmesi için 2 saat (!) gerekiyormuş), ertesi gün düşünce yerden zıplayan pilav yedim, çoook sağlıklıydı, çiğnemesi bile spordu. Bir sonraki denemede dedik ki beyazını bir yapmayı becerelim de kahverengisini ileri seviyeli kullanıcı olunca yaparız. Beyaz pilav gayet iyi oldu, birkaç da tüyo aldım öğlen yemeği arkadaşlarımdan (beyaz pilav ayarında yapmak lazımmış ama daha çok su koyulacakmış (e niye o kadar çok düğmelisinden aldık onu da sormak lazım ama neyse pilavı yapsın yeter)), ümitliyiz!
Yukarıdaki resimde beni cuma sabahı işe gitmeden elimde beslenme çantamla görebilirsiniz. Dikkat ederseniz hiçbir rengim eksik değil, küpelerim de kırmızı. Ocağın yanındaki beyaz şey de pilav makinası, of çok da yer kaplıyormuş tezgahta.
Yazıyı da masada bitirdim, koltuğu yenmiş değilim.
14 Kasım 2010 Pazar
İtfaiye
Yeni taşındığımız ev itfaiye ile komşu, ilk başta acaba çok gürültü olur mu siren seslerinden diye korkmuştuk, ama sonra itfaiyenin çalışmalarını yakından izleyeceğiz diye sevindik. İlk yerleşirken bizim sitenin duvarının üstüne kadar hurda arabalar yığıldığını görmüştik itfaiyenin bahçesinde, herhalde belediyenin yeri yok buraya yığıyor diye düşünmüştük, meğer eğitim amaçlı tutuyorlarmış: bir haftasonu o arabalarla kurtarma çalışmaları yaptılar, genç itfaiyecileri yerlerde süründürdüler çatılarda koşturdular, sonra da hurda arabalar gitti. Ama asıl en heyecanlı şey şu: bazı çağrılar olduğunda (burada itfaiye sadece yangına değil, herhangi bir yaralanma ihtimali olan acil durumlara da gidiyor, çünkü kalp masajından turnikeden -aslında turnike out'muş en son gittiğim ilkyardım dersine göre, artık elle bastırmaca ve dinlendirmece in'miş (aman burada yazanlara göre ilkyardım etmeye çalışmayın gözünüzü seveyim)- anlayan paramedic denen insanlar varmış aralarında) bir zil çalıyor, itfaiye arabası da biraz sonra bağıra bağıra yola çıkıyor. İşte bu "biraz sonra"ya response time dedim (yani tepki zamanı) ve istatistiğini tutmaya başladım. Başta kol saatime gözümü dikip tutuyordum ama artık özellikle bu önemli ölçümü de düşünerek aldığım hem geri hem ileri sayabilen dokanmatik mıtfak saatiyle tutuyorum. Tabii bunun için zili duyduğum anda koşarak mutfağa gidip saati başlatmam gerekiyor, o yüzden artık herhangi bir yerde böyle bir zil duyduğumda heyecanlanıp bir yerlere koşmak istiyorum. İlginç bir şartlanma çünkü şimdiye kadar bir şeker ya da bir madalya verilmiş değil bana bu zamanı ölçüyorum diye, ben içimdeki ölçme ve givemeanumber aşkına bağladım. Bu özverime rağmen üç ayda sadece otuz üç (sayıyla 33) örnek toplayabildim, fakat olasılık ve istatistiğin korku ve gizem dolu dünyasını çözdüm bile. Evet korku dolu, çünkü liseden beri bu bilye ve zar torbalarından korkarım, üniversitede de derslerimi olasılık 101'i önkoşul olarak istemeyenlerden seçtim ustalıkla. Birşey ya olur ya da olmaz diyerek bugünlere kadar geldim (demek ki oluyormuş), ama bilye ve zar gibi işe yaramayan örnekler yerine gerçek örnekleri öğrencilere toplatsaydı o dersler bu housing bubble bile olmazdı bak buraya yazıyorum!
Neyse efendim, bilmiyorum bu itfaiyenin tepki zamanı konusundaki heyecanımı aktarabildim mi, ama demem o ki olasılığa istatistiğe saygım oluştu bu deney sayesinde. Deneyin ortalarına doğru sanki iki tane çıkış zamanı var, biri tek arabayla ve az insanla çıktıkları kısa zaman, diğeri de birkaç araba tam takım çıktıkları zaman diye düşünmeye başladık, ben de o halde iki hörgüçlü deve şeklinde bir dağılım görmemiz lazım diye heyecanlandım, malzemecinin hayatında herşey gaussian olduğundan dolayı. Şekil 1-A'da görüldüğü üzere bu hipotezim kanun olamadı, sağdan kuyruklu bir dağılım oluştu bu 33 örnekle. Çok akıllı olduğumdan dolayı daha nist söylemeden bunu tepki zamanının alttan limitli olmasına bağladım :-) Bu kadar az sayıda örnekle olasılık ve istatistiğin bana tokat gibi cevabı da bu oldu: demek ki bir şey ya olur ya da daha geç olurmuş!
Speşıl tenks: bu histogramı da kocacığımın yardımıyla çizdim, artısını vereyim.
Neyse efendim, bilmiyorum bu itfaiyenin tepki zamanı konusundaki heyecanımı aktarabildim mi, ama demem o ki olasılığa istatistiğe saygım oluştu bu deney sayesinde. Deneyin ortalarına doğru sanki iki tane çıkış zamanı var, biri tek arabayla ve az insanla çıktıkları kısa zaman, diğeri de birkaç araba tam takım çıktıkları zaman diye düşünmeye başladık, ben de o halde iki hörgüçlü deve şeklinde bir dağılım görmemiz lazım diye heyecanlandım, malzemecinin hayatında herşey gaussian olduğundan dolayı. Şekil 1-A'da görüldüğü üzere bu hipotezim kanun olamadı, sağdan kuyruklu bir dağılım oluştu bu 33 örnekle. Çok akıllı olduğumdan dolayı daha nist söylemeden bunu tepki zamanının alttan limitli olmasına bağladım :-) Bu kadar az sayıda örnekle olasılık ve istatistiğin bana tokat gibi cevabı da bu oldu: demek ki bir şey ya olur ya da daha geç olurmuş!
![]() |
| Şekil 1-A İtfaiyemizin tepki zamanı dağılımı (min = 30 sec, max = 163 sec, average = 94 sec) |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
