ben yaptım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben yaptım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2014 Salı

Geldiğimiz nokta

Peheeey, baya da uzun olmuş en son yazalı, neredeyse 3 sene! O arada boş durmadım, bir sürü yemek yaptım, koşular koştum, yeni yerler gezdim, bir tane çocuk doğurdum, emzirdim ve şu anda geldiğimiz en son nokta aşağıda gözüküyor: Kuzey 6 aylık!


Tabii, siz anlamışsınızdır ama yine de resimlerle göstereyim, bu noktaya önce hamilelik, sonra da yenidoğandan geçen bir yolla vardık, aşağıdaki iki resim arasında 4 gün var :-)


8 Temmuz 2011 Cuma

Banka çek eğitimi

Biz eskiden beridir bizim okulun bankasını kullanıyoruz, taşınınca da bırakmadık, ayda bir iki defa gidip çeklerimizi yatırıyoruz, banka işlemlerimizi yapıyoruz (burada öyle Türkiye'deki gibi internetten gönder parayı olmuyor). Geçen haftasonu da gittiğimizde kapıyı kartla açtık, içeride çek doldururken hatunun biri kapıyı zorladı, giremedi, hatunun yanındaki adam da hani kart nerde diyor, arabadaymış, neyse aldılar kartı geldiler. Biz de kendi işimize bakıyoruz, ama bir yandan farkettik ki meğer hatun 12-13 yaşlarında birşey, babasıyla banka eğitimine gelmiş, kapıyı zorladığında açmadığımız çok iyi olmuş, eğitim yarım kalacakmış. "Evet arkasını da imzala o çekin zarfa koymadan", "you should endorse it", bunlar babanın söyledikleri, hatun da imzalıyor, denileni yapıyor. Endorse kelimesini anlamam da baya zamanımı aldı bu ülkeye geleli beri, hem imzalamak anlamında kullanılıyor, hem de birşeyin arkasında duruyorum, destekliyorum demek. Neyse sonra biz çeklerimizi doldurduk, imzamızla destekledik, makina tamam zarfı sokabilirsiniz artık dedi, fakat benim ilk defa başıma geldi o zarf oraya girmedi, dat dat ötüyor makina, Özgür uğraşıyor, açıyı değiştiriyor falan, neyse baya bir zaman sonra girdi, yandan da baba Özgür'e "These things are always so tricky" dedi. Bana sanki orada laf kıza gidiyor gibi geldi, bak yavrum bunun babası öğretmemiş bankamatiğe zarf sokmayı, nasıl da yapamıyor, şimdi iyi bak doğrusunu öğren diye ehehhehe. Tabii orada baba bak yavrum small talk nasıl yapılıyor demek istemiş de olabilir, fakat herneyse, açıkçası çok imrendim böyle getirmiş kızı çekin arkasını imzala diye öğretiyor, benim de annem babam çok öğretti böyle şeyler de artık yaşım geçti... çok zevkliymiş kızını bankaya götürüp çekin arkasını imzalatmayı öğretmek, ben de yapıcam! Aşağıda da baba çekin arkasının imzalanması gerektiğini söylüyor, kız da imzalıyor, ben de resimle destekledim.



Ortadan

En baştan başlasam olmayacak, kısa kısa söyleyeyim: cesaretlenip kendime marker aldım, çok sevdim, artık markerlerle boyuyorum çizdiklerimi. Bir gün zamanım olursa da copic markerlerime bir güzelleme yazarım burada. Aşağıda markerlerle boyadığım ikinci resim var: sitemizin mutsuz ve stresli köpeği (sahibi 7-8 yaşlarında sinirli bir hatun, küçük çocuğa neden köpek alınmaz anladım (üstteki kiraz da müsvette kağıdı diye başladığımdan kaldı, 4 rengim vardı o zaman))

14 Kasım 2010 Pazar

İtfaiye

Yeni taşındığımız ev itfaiye ile komşu, ilk başta acaba çok gürültü olur mu siren seslerinden diye korkmuştuk, ama sonra itfaiyenin çalışmalarını yakından izleyeceğiz diye sevindik. İlk yerleşirken bizim sitenin duvarının üstüne kadar hurda arabalar yığıldığını görmüştik itfaiyenin bahçesinde, herhalde belediyenin yeri yok buraya yığıyor diye düşünmüştük, meğer eğitim amaçlı tutuyorlarmış: bir haftasonu o arabalarla kurtarma çalışmaları yaptılar, genç itfaiyecileri yerlerde süründürdüler çatılarda koşturdular, sonra da hurda arabalar gitti. Ama asıl en heyecanlı şey şu: bazı çağrılar olduğunda (burada itfaiye sadece yangına değil, herhangi bir yaralanma ihtimali olan acil durumlara da gidiyor, çünkü kalp masajından turnikeden -aslında turnike out'muş en son gittiğim ilkyardım dersine göre, artık elle bastırmaca ve dinlendirmece in'miş (aman burada yazanlara göre ilkyardım etmeye çalışmayın gözünüzü seveyim)- anlayan paramedic denen insanlar varmış aralarında) bir zil çalıyor, itfaiye arabası da biraz sonra bağıra bağıra yola çıkıyor. İşte bu "biraz sonra"ya response time dedim (yani tepki zamanı) ve istatistiğini tutmaya başladım. Başta kol saatime gözümü dikip tutuyordum ama artık özellikle bu önemli ölçümü de düşünerek aldığım hem geri hem ileri sayabilen dokanmatik mıtfak saatiyle tutuyorum. Tabii bunun için zili duyduğum anda koşarak mutfağa gidip saati başlatmam gerekiyor, o yüzden artık herhangi bir yerde böyle bir zil duyduğumda heyecanlanıp bir yerlere koşmak istiyorum. İlginç bir şartlanma çünkü şimdiye kadar bir şeker ya da bir madalya verilmiş değil bana bu zamanı ölçüyorum diye, ben içimdeki ölçme ve givemeanumber aşkına bağladım. Bu özverime rağmen üç ayda sadece otuz üç (sayıyla 33) örnek toplayabildim, fakat olasılık ve istatistiğin korku ve gizem dolu dünyasını çözdüm bile. Evet korku dolu, çünkü liseden beri bu bilye ve zar torbalarından korkarım, üniversitede de derslerimi olasılık 101'i önkoşul olarak istemeyenlerden seçtim ustalıkla. Birşey ya olur ya da olmaz diyerek bugünlere kadar geldim (demek ki oluyormuş), ama bilye ve zar gibi işe yaramayan örnekler yerine gerçek örnekleri öğrencilere toplatsaydı o dersler bu housing bubble bile olmazdı bak buraya yazıyorum!
Neyse efendim, bilmiyorum bu itfaiyenin tepki zamanı konusundaki heyecanımı aktarabildim mi, ama demem o ki olasılığa istatistiğe saygım oluştu bu deney sayesinde. Deneyin ortalarına doğru sanki iki tane çıkış zamanı var, biri tek arabayla ve az insanla çıktıkları kısa zaman, diğeri de birkaç araba tam takım çıktıkları zaman diye düşünmeye başladık, ben de o halde iki hörgüçlü deve şeklinde bir dağılım görmemiz lazım diye heyecanlandım, malzemecinin hayatında herşey gaussian olduğundan dolayı. Şekil 1-A'da görüldüğü üzere bu hipotezim kanun olamadı, sağdan kuyruklu bir dağılım oluştu bu 33 örnekle. Çok akıllı olduğumdan dolayı daha nist söylemeden bunu tepki zamanının alttan limitli olmasına bağladım :-) Bu kadar az sayıda örnekle olasılık ve istatistiğin bana tokat gibi cevabı da bu oldu: demek ki bir şey ya olur ya da daha geç olurmuş!
Şekil 1-A İtfaiyemizin tepki zamanı dağılımı (min = 30 sec, max = 163 sec, average = 94 sec)
Speşıl tenks: bu histogramı da kocacığımın yardımıyla çizdim, artısını vereyim.

1 Mart 2010 Pazartesi

Честита Баба Марта!

Ya da Türkçe'si:

"İlkbahar'ınız
kutlu
mutlu
sağlıklı olsun!"

2 Şubat 2010 Salı

Rizotto

Rizotto tarifi
Geldik en son cepten tarifimize, bundan sonrası artık senede bir tarif sıklığında olabilir, bunun ar&ge'si var, deneme süreci, piyasaya sürüşü, geri dönüşü var (var da var kireç de var ehehe). Rizottoyu ilk nereden duydum derseniz, neden rizotto diye merak ederseniz derin okuyucular, bunu ben yüksek yerden duydum, içişleri bakanının da karıştığı şarap skandalı sayesinde ünlendi bu yemek. Gördünüz mü, reklamın iyisi kötüsü olmaz gerçekten! Neymiş bu rizotto diye araştırdım ve gördüm ki tam da bana göre bir pirinç yemeğiymiş, hatta benim çoook eskilerden onunla haşır neşir olmuşluğum varmış, eski bir dost gibi kucakladım görünce. Bilenler bilir, tadanlar unutamaz ve her pilav yaptığımda da gündeme getirirler, siz benden duymuş olun: minicik bir üniversite öğrencisiyken ben arkadaşlarıma bir akşam yemeği yapmaya karar vermiştim yurdun mutfağında: tavuklu pilav. Tavuğu haşladım suyunu da pilav için ayırdım, sonra da pirince bir miktarını katıp karıştıra karıştıra pişirmeye başladım. Arada sırada tadına baktım, kıtır kıtır geliyordu taneler, suyu az demek ki bunun deyip ha babam su ekleyip karıştırdım. Açlıktan gözümüz kararınca oluşan lapayı tabaklara pay edip haşlanmış tavukla beraber yedik. Afiyet olmadı, ne yalan söyleyeyim, üstüne de çok güzel lapa pilav yaparım diye adım çıktı. Neyse efendim, Sana yemek kitabından aslı neymiş öğrendim, pilavın pirinç/su ölçüsü olurmuş ve karıştırılmazmış, gerçi tam öğrendim sayılmaz, beyim pilav olurken hala kaşığı saklar ben karıştırmayayım diye.

Demem o ki, rizotto bütün bu rezil pilav tarihimin üstüne temiz bir sayfa açmamı sağladı. Hem bol bol suyunu katıyorum hem de karıştırıyorum, sebzelerini de ayrı ayrı uğraşarak hazırlıyorum, biri fırında diğeri ocakta, bir insan bir yemekten daha ne ister, ha yemesi de güzel oluyor, eğer ilgileniyorsanız.

Son olarak da, daha görmediyseniz gözünüze sokmak suretiyle göstereyim: beyimin de yardımıyla şu yukarıki köşeye minik bir tencere koydum (favicon deniyormuş internetçe), hani benzetemediyseniz tenceredir o diye de belirteyim. Kaynaklarım: Bloggeruniversity ve Bluejar ve kendi engin programlama bilgilerim (şu satırları şuraya ekleyin diyorlardı, doğru yaptım, yanlışlıkla tüm blogu silmedim, noktalı virgül atlamadım). Arz ederim. Rizottoyu yaparsanız da afiyet olsun!

Tarifin kısa ve öz hali için tıkla.