|
| Zeytinyağlı Enginar Yemeği |
Artık söz hakkı bende olduğuna göre kişisel enginar tarihimi anlatayım:
Önce biraz coğrafya: Bulgaristan'da iklim karasaldır (yazları kurak ve sıcak kışları soğuk ve kar yağışlı, evet bildiniz, ama bitki örtüsü bozkır değildir mis gibi ormandır, yaaa herşey ortaokul bilgisiyle olmuyor, biraz da gezip görmek lazım, otur sıfır), o yüzden orda zeytin ve enginar yetişmez. Benim için zeytinyağ (зехтин) masallarda geçen bir işkence aracıydı (bkz. Ali Baba ve Kırk Haramiler), enginara ise (ангинар) bilimkurgu romanlarında bile denk gelmemiştim. İstanbul'da zeytinyağ gördüm ve yedim, evet güzel olmuş dedim. Enginar denen yaratığı sadece pazarlarda leğende yüzerken, turpa benzeyen kişiliksiz bir sebze gibi gördüm, ilgilenmedim. Gelin görün ki Akdeniz ikliminin görülüp de Akdeniz'e kıyısı olmayan tek yere geldim ve burada Ebru bana enginar dolması yedirdi (bkz. "Bana su verdü", Quasimodo, Notre Dam'ın Kamburu, The, 1831). İşte ben enginarın gerçek yüzünü o zaman gördüm ve dedim ki evet bu enginar güzel olmuş. Utanmadan açıklıyorum, kendisini o kadar çok sevdim ki, sulu, susuz, pilavlı, kıymalı, pişmiş, yanık, kart, taze, soyarak, soymadan, saymadan da yerim. Ama beyim öyle mi? Öyle değil çok sükür ki, eve giren enginarın çoğu bana kalıyor.
Tarifin kısa ve öz hali burada.

like dugmesi istiyorum. ben niye iskalamisim bu yazilari ki?
YanıtlaSilyaw başka düğmeler de koymak istiyordum ama blogger koyuyorum deyip koymuyor, eiçtiemel sanatını da tam olarak beceremedim, beklemede kalınız!
YanıtlaSil