14 Aralık 2009 Pazartesi

Karnıbahar yemeği

Karnıbahar yemeği
Vitrin çorbasının yeşil çorba olmasından bizim evde yeşili severiz diye anlamışsınızdır. Efendim bu bizim az yeşil halimiz, genetik, kaçamıyoruz! Çok yeşil halimiz mesela geçen sene ilkbahardaydı, o zaman her hafta koca bir kasa sebze+meyve kapımıza geliyordu. Güneşli Kaliforniyamızda her taraf tarla çiftlik olduğu için yakındaki bir tanesine böyle abone oluyorsunuz her hafta hangi meyveler sebzeler olduysa onlardan birer ikişer kilosunu koyuyorlar kutuya, onu da size yakın bir dağıtma noktasına bırakıyorlar, siz gidip alıyorsunuz. Ne güzel, hem taze, hem organik, hem yerel, hem dünyayı hem de kendimizi kurtaracağız dedik. Herşey gerçekten çok taze ve çok lezzetliydi, meyveleri zaten katur kutur yiyorduk ama sebzeleri pişirmek gerekir, bir sebze iki sebze derken pişiremediklerimiz birikmeye ve çürümeye başladı buzdolabında. Onu geçtim, bilmediğim sebzeler geliyor, iyi ki yanında bu hafta kutuda ne var, nasıl pişirebiliriz diye bir kağıt koyuyorlardı, ben de bilmediğim sebzeleri serip eşleştirmeye çalışıyordum kağıttaki kelimelere ve tabii guguldan da yardım alarak, ismini öğrendikten sonra da nasıl pişirilebilir diye araştırıyordum, yani sebze kapıma gel tencereye gir piş gibi kolay birsey değildi bu sebze abonmanı. Avokado mesela, guacamole denen yeşil banma sosunu yemiştim ve sevmiştim Meksika restoranlarında, avokado çıkınca sevinmiştim, hemen soyup doğramıştım ama ı-ıh sanki bambaşka bir şey: kaskatı, bir de acı! Herhalde çiğ yenmiyor deyip mikrodalgaya atmıştım, bir de kokmuştu. Meğerse bunu satın aldıktan sonra koyuyormuşsun bir köşeye, o kendi kendine olgunlaşıyor yumuşacık çok lezzetli birşey oluyormuş, ama tabii o kadarını da anlatmamışlardı o kağıtta, bunu da ağzınıza koyuyorsunuz ve çiğniyorsunuz seviyesinde bir bilgi herhalde Kaliforniyalılar için. Şimdi doğma büyüme Kaliforniyalı olsalar bile bu sebzelerin bazısını daha az bazısını daha çok sevenler vardır diye o kutuların dağıtım yerinde bir tane de yarı dolu kutu olurdu, beğenmediğin bir sebzeyi oradan başka bir sebzeyle değiştirebiliyordun, yani ufaktan bir sigortamız da vardı. Mesela bir defa fennel denen bitki çıkmıştı, kendisi anason kokulu bir köktür, e ben anason tohumlarını ekmeğin üstünden ayıklarım, hiç tahammülüm yoktur, bıraktım onu oraya, bir de düşünüyordum ki şimdi herkes bırakmıştır, kim ister yemeğinde rakı kokusu, ama hayır efendim, millet fenneli almış havuçları bırakmıştı! Aha şimdi de gugulun çeviricisine baktım da rezeneymiş bu bitkinin adı, ben bunu romanlarda hikayelerde görmüştüm, Türkiye'de de yiyeni var demek ki. Ya şimdi bir de Bulgarcasına baktım, dereotu diyor, benim de gözüm ısırıyordu ama dereotunu da çok seviyorum konduramıyordum aynı soydan olabileceklerini, ama gelin görün ki aynı ailedenmişler, Apiaceae ailesi. Neyse, iyi ki kendimizi bilip bir aylık denemelik abone olmuştuk, dördüncü haftanın kutusunu da bir aşevine bağışlamak zorunda kalmıştık, çünkü artık buzdolabını kitlemeye başlamıştık sebzeler biz uyurken saldırmasınlar diye.

Tabii ki hepsine de yenilmedik, bazı sebzeleri biz yendik ve pişirdik. Mesela karnıbahar, ben daha önce evde karnıbaharın bir tek turşusunun kurulduğunu görmüştüm, karnıbahar çıkınca bir kutudan, artık dedim pes, ben bunu ne yapayım, bir de kocaman birşey kaç kavanoz turşu kuracağım ben buna. Şansımıza bu fırında karnıbahar tarifini buldum ve çok sevdik, artık zorla değil kendimiz alıyoruz karnıbaharı. Bir sefer de koca yapraklı katur kutur bir sürü yeşillik çıkmıştı, biri kale biri de collard greens, ben eşleştirememiştim her birini, ortak bir tarif buldum, yeşil cips yapmıştım onları, ama sevmedik, bir daha da yüzüne bakmadık bu tür yeşilliklerin teee o vitrin çorbamıza kadar, şimdi onları da dayaksız kendimiz alıyoruz. Fingerling potatoes çıkmıştı, isminden de anlaşılacağı üzere parmak gibi minik patateslerdi bunlar, kabukları incecikti, onları çok sevmiştik ama bir daha da başka yerde bulamadık.

Yani biz bu kapımıza yeşillik olayını özünde çok sevdik aslında, hızlandırılmış sebzelere giriş dersi gibi oldu bizim için, birsürü yeni şey öğrendik ama D ile geçtik, bir dahakine hazırlıklı gireceğiz bu işe, mesela üç beş çocukla beraber, ya da birkaç komşu ortak olup. Neyse, aslında ben karnıbahar tarifi verecektim, ama şimdi siz yapmazsınız da, bari hikayesiyle oyalanın, yaparsanız da kara ekmekle ya da makarnayla yiyin, sonra koşamadım yoruldum diye üzülmeyin.

Tarifin özeti.

2 yorum:

  1. cok severim ben karnabahari (dogru yazilisinda i yok a varmis). eskiden biz de sadece tursusunu biliyorduk ama yerli (yani bulgaristan gocmeni olmayan) bir komsumuz kizartma tarifini verdiginden beri markette ne zaman gorsek alip kizartmasini yapiyoruz. kisaca tarifi de soyle: once karnabahari dal dal bolup suda hasliyorsun yumusayincaya kadar, sonra iyice suzup, daha da ufak parcalara bolup (1-2 cm capinda) kurutuyorsun (biz birkac saat kagit havlu uzerinde tutuyoruz). kurumasinin sebebi eger kurumazsa yaga attigin zaman sicrayacak olmasi. neyse, sonra bir kasede yumurta, sut, un, tuz ve biraz karbonat ile akitma kivaminda bir karisim yapiyorsun, bu karnabaharlari bu karisima iyice bulayip kizgin yagda once bir yuzunu sonra diger yuzunu kizartiyorsun, super oluyor! tek kotu tarafi haslanirken oldukca korkunc bir kokunun butun eve yayilmasi...

    YanıtlaSil
  2. eheheh, teşekkürler Şirin, birşey daha öğrenmiş oldum, en azından tarif ve tarife arasındaki farkı biliyorum mesela, karnı+bahar da bana çok mantıklı geliyordu aslında...

    YanıtlaSil